Her blog yazarının en az bir kez başına gelebilecek birşeydir yazmaya ara verip blogla ilgilenmemek veya ilgilenememek. Bu ara’nın sonunda da mutlaka alt alta sıralanmış çeşitli mazeretler’le karşılarlar okurları.

Ben öyle birşey yapmayacağım bu sefer zira ara vermiş gibi gözüksemde aslında internet her gün ve dahi her an elimin altındaydı. Yazmak istediklerimde vardı aslında fakat ne hikmetse iki kelimeyi bir araya getirip, duygularımı ve yaşadığım yenilikleri aktaramadım.

Bunun suçlusu sanırım facebook. Orada daha kısa cümlelerle, daha anlık iletilerle ve daha çabuk paslanan duygularla aktarabiliyorsun herşeyi. Giriş kısmını, bahaneleri ve sebepleri halletiysek, yazının özüne geçebiliriz.

Bu yazacaklarımı keşke iki ay öncesinden yazsaymışım diye geçiriyorum içimden. O vakit daha heyecanlı, daha mutlu ve daha umutluydum.

Üç buçuk yıllık evliliğimde en çok istediğim, olması için çeşit çeşit yollara başvurduğum bu şehirden taşınma isteğim sonunda gerçekleşiyor. Kocakişimin ikna olması kolay olsa da, en az ocak ayına kadar beklememiz gerekecekti ama şükür ki, normal şartlarda ocak ayından sonra istekte bulunabileceği tayin havuzu eylül ayında açıldı. Bizde böylelikle dört ay öncesinden dileğimizi iletmiş olduk. Diğer bir lütuf ise, cevabı üç hafta gibi çok kısa bir sürede almış olmamızdı. Oysa bizim beklentimiz iki ay sonrasınaydı.

Hasılı, iki hafta sonra eskişehir’e gidiyoruz. :) İnşallah..