Milföy Baklava.. (Fındıklı)

Milföy hamuruyla çok birşey yapmayı sevmediğimi söylemiştim daha önce ama dolabımda bir paket milföy mutlaka bulundururum, her an lazım olabilir diye. Milföy’ün ne kadar lezzetli birşey olduğunu da iyi bilirim üstelik. Biraz kolaya kaçıyor diye kızarım kendime ama bu tadı da başka türlü yakalamanın mümkünatı yok sanırım. İşte, Yemek Cini’nde gördüğüm ve belki de herkesin bildiği bu tarifi yapınca milföy’ün ne kadar gerekli olduğunu anladım artık. Efenim, yok böyle bir lezzet. Fırından çıkar çıkmaz, dokuz tanesini hüplettim bir çırpıda. O kadar harika, evet. :)

Fındıklı Milföy Baklava

- 20 adet milföy hamuru
– 5 yemek kaşığı fındık
– 1 yemek kaşığı şeker
– 1 adet yumurta (sarısı ve beyazı ayrı)

Şerbeti için:

- 2 su bardağı su
– 2,5 su bardağı şeker
– 1/2 limon

  • Bir kasede fındıkla şekeri karıştırın. Milföy hamurlarının bir kenarına fındıklı karışımdan bir miktar koyun, rulonun birleşeceği uca fırça yardımıyla yumurtanın beyazından sürün ve rulo yapın.
  • Yaptığınız ruloları 4 parçaya kesin, fırın tepsisine dizin. Tepsideki milföylerin üzerine yumurta sarısı sürün, 230 – 250 derecede üstü kızarana kadar pişirin.
  • Milföyler pişerken şerbeti hazırlamaya başlayın. Şekerle suyu kaynatın, ocaktan almadan az önce içine 1/2 limonu sıkın. Bir taşım kaynatın ve ocaktan alın.
  • Fırından çıkan sıcak milföylerin üzerine, soğuyan şerbeti dökün. Soğuyunca servis edin. Sıcakken daha güzel oluyor ama. :)

Afiyet olsun.

 

Sultan Kayığı/Kabak Sandal..

Yeni evimden, yeni şehrimden, yeni hayatımdan bu tarif’le el sallıyorum sizlere. Ve de tabiki mutlulukla… Herşey çok güzel gidiyor Allah’ıma şükürler olsun. Ayrı bir yazıyla değişiklikleri anlatmak istiyorum, şimdilik tarif vermek için uğradım sadece.

Benimkisi bir yemek bloğundan çok uzak bir uğraş. Bir tanesi hariç, yemek bloglarını ziyaret etmiyorum hiç. Kendi kendime, canım ne zaman isterse, sevdiğim insanlarla paylaşmak için en çok veriyorum bu tarifleri. En güzelini de ben yapıyorum galiba. Eskiden yemek bloglarını gezerken gözümü her defasında tırmalardı, blog sahibelerinin sürekli birbirlerine karşılık almak kaydıyla yorum yapmaları. Bana tuhaf geliyor öyle şeyler. Azıcık aşım ağrısız başım deyimini hep çok sevmişimdir zaten. :)

Gel gelelim tarife… Kabak sevmiyorum demiştim daha önce. Kabak yemeyi işkence olarak görüyorum hatta. Geçen yıl kabak mücver’i keşfedince, “demek ki bu meretinde (!) yenebilecek bir şekli varmış” demiştim. Kabak sandal ise yıllardır bilip, bir türlü yapmadığım ve de yemediğim bir yemekti. Sırf kabaktan olduğu için yine. Neyse ki geçenlerde arkadaşım yapmış. Haydi bir tadına bakayım diyip, tadını üzerimden hala atamadığım yemektir kendileri. O günden beri neredeyse her hafta yapmaya başladım zira kocacağız sürekli istiyor.

Tarif’in iç harcını kendi istediğim gibi yaptım. Siz dilerseniz malzemeleri değiştirebilirsiniz.

Sultan Kayığı

-5 adet kabak
-1 adet tavuk göğsü
-3 adet kırmızı biber (kapya)
-3 adet çarliston biber
-2 adet havuç
-1 adet büyük boy soğan
-1 yemek kaşığından az salça
-tuz, karabiber, pulbiber

Beşamol sos için:

-1 yemek kaşığı tereyağ
-1 yemek kaşığı un
-1 su bardağı süt

Üzeri için:

-rendelenmiş kaşar peyniri

  • Kabakları yumuşayana kadar kaynar suda haşlayın.
  • Sudan çıkarıp uzunlamasına ortadan ikiye bölüp bir tatlı kaşığı yardımıyla içlerini oyun. Hepsini bir fırın tepsisine dizin.
  • Kabaklar haşlanırken, iç harcını hazırlamaya başlayın. Yemeklik doğradığınız soğanı, küp küp doğradığınız havuçları ve biberleri soteleyin. Ardından yine küp küp doğradığınız tavuk göğsünü ekleyip pişirin. Salçasını ve baharatlarını ekleyip ocaktan alın.
  • Harçtan birer kaşık dolusu kabakların içlerini doldurun.
  • Beşamol sosu hazırlayın. Tereyağını erittikten sonra unu ekleyip kokusu çıkana kadar kavurun ve azar azar sütü ekleyip karıştırın. Akışkan bir kıvam elde edene kadar süt ilavesi yapın. Yine birer kaşık kabakların üzerine dökün.
  • Bu şekilde 200 derecelik fırında beşamol sos göz göz olana kadar pişirin.
  • En son fırından çıkarın ve kaşar peynirini serpiştirip, kaşar peyniri kızarana kadar fırında bir müddet daha bırakın. Bol sebzeli bir bulgur pilavı eşliğinde çok güzel gidiyor.

Afiyet olsun.

Pörsümüş Ruh..

İnsanın kendini yorgun hissetmesiyle birlikte, aslında bu yorgunluğun maddi olmadığnı anlaması arasında bitap düşüyorum.

Ne çok zaman oldu bu ruh yaratılalı,
Ne çok zaman bekledi vücut bulmak için
Ve daha ne kadar bekleyecek kıyam için?

Hayır! Yorgun düşemem..
Ruhum pörsümüş olsa da,
Gidilecek çok yol var daha..

Belki Böyle Olmazdı..

Teninin yumuşaklığında olsaymıştı avucunun içi,
Nasır bağlamasaymıştı mesela,
Belki de bu kadar yanmazdı canım..

Ve de dilinin altından akmasaymıştı bunca zehir,
Her kelamın kangren’e dönmeseymişti mesela,
İçim acımazdı belki böylesi..

Geldim ve Gidiyorum..

Her blog yazarının en az bir kez başına gelebilecek birşeydir yazmaya ara verip blogla ilgilenmemek veya ilgilenememek. Bu ara’nın sonunda da mutlaka alt alta sıralanmış çeşitli mazeretler’le karşılarlar okurları.

Ben öyle birşey yapmayacağım bu sefer zira ara vermiş gibi gözüksemde aslında internet her gün ve dahi her an elimin altındaydı. Yazmak istediklerimde vardı aslında fakat ne hikmetse iki kelimeyi bir araya getirip, duygularımı ve yaşadığım yenilikleri aktaramadım.

Bunun suçlusu sanırım facebook. Orada daha kısa cümlelerle, daha anlık iletilerle ve daha çabuk paslanan duygularla aktarabiliyorsun herşeyi. Giriş kısmını, bahaneleri ve sebepleri halletiysek, yazının özüne geçebiliriz.

Bu yazacaklarımı keşke iki ay öncesinden yazsaymışım diye geçiriyorum içimden. O vakit daha heyecanlı, daha mutlu ve daha umutluydum.

Üç buçuk yıllık evliliğimde en çok istediğim, olması için çeşit çeşit yollara başvurduğum bu şehirden taşınma isteğim sonunda gerçekleşiyor. Kocakişimin ikna olması kolay olsa da, en az ocak ayına kadar beklememiz gerekecekti ama şükür ki, normal şartlarda ocak ayından sonra istekte bulunabileceği tayin havuzu eylül ayında açıldı. Bizde böylelikle dört ay öncesinden dileğimizi iletmiş olduk. Diğer bir lütuf ise, cevabı üç hafta gibi çok kısa bir sürede almış olmamızdı. Oysa bizim beklentimiz iki ay sonrasınaydı.

Hasılı, iki hafta sonra eskişehir’e gidiyoruz. :) İnşallah..

Ötelerin Güzelliği..

Güzellikleri biriktirip kendine bir cennet inşa edersin,
Sonra çirkinlik gelip içten içe kemirir onu,
Ve bunun suçlusu sen olursun,
Çünkü güzelliklerin ötelere saklanacağını unutmuşsundur…

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.